Diğer Şeyler

YAŞADIĞIMIZ ZAMANDA İNSAN KALABİLMEK NEDEN EN BÜYÜK DEVRİMCİ EYLEMLERDEN BİRİDİR?

Yazar: Tarih: 17 Nisan 2017

10.04.2017 tarihinde Huffington Post sitesinde yayımlanan, “In the times we live in, staying decent is a revolutionary act and here is why” isimli makalemin Türkçe çevirisidir. Orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Birkaç gün önce, havayolunun bagaj teslim kuyruğunda, arkadaşımın uçuş kartlarımızı makineden basmasını bekliyordum. Sıranın başındaki havayolu görevlisi, kartlarımızı sorup, “Arkadaşım, çıkış alıyor…” diye yanıtladığımda geçmemize izin verdi. Cevabım, arkamda bekleyen çift için pek tatmin edici değildi ki önüme geçmeye karar verdiler. Beni itekleyip, havayolu görevlisinden azar işitince, erkek olan atarlandı: “Zaten daha uçuş kartını almamış, ben niye arkasında bekleyeyim!” Hiç istifimi bozmadan cevap verdim: “Yani, insanların haklarını ihlal edecek kadar aceleniz varsa buyrun geçin, ben iki dakika kaybetmişim fark etmez.” Bir an için yüzü utançla gölgelendi. Çatışmaya hazırlıklıydı ama böyle bir karşılığa değil. Mırıldanarak, tekrarladı “Daha biniş kartını bile almamışsın.” Kayıtsızca omuz silkip, elimle önüme geçmelerini işaret ettim. Onlar için bıraktığım arayı, dev gövdesiyle doldururken yüzünde şaşkın bir ifade vardı.

Bu, etrafımızda her gün yaşadığımız deliliğin çok küçük ölçekte bir örneğiydi sadece. Yıllar içinde, bizimki de dahil olmak üzere bir çok ülkede sağın önlenemez yükselişine tanık olduk. Gördük ki Yoda haklıydı. Gerçekten de korkudan geçen yol, kızgınlığa uzanıyordu. Kızgınlık, nefrete ve sonunda, nefret de karanlık tarafa…
Mültecilerden duydukları korku, İngilizlere Brexit kararını aldırırken, göçmenlere ve azınlıklara karşı duyulan korku Trump’ın başkanlığa uzanan yolunu döşedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, gücünü ülkeyi farklı kutuplara ayrıştırmasının üzerine inşaa etti ve ondan çok önce ise Türkiye, “İran gibi oluruz…” korkusunun üzerine oynanarak yönetiliyordu.
Tüm dünyadaki haberler işlenen nefret suçlarıyla dolu. İnsanlar, kendi yaşam tarzlarının dışında olanları mahallelerinde istemiyorlar. Daha dün, çıkan ufak bir tartışma sonrasında, elleri taşlı, sopalı, baltalı kızgın bir güruhtan kaçabilmek için, 500 Suriyeli mültecinin ellerinde kalan her şeyi geride bırakmak zorunda kaldıklarını izledim. Üstelik bu olay, memleketim İzmir’in bir ilçesinde gerçekleşti. İnsanları, çadırları yıkıp, mültecilerin eşyalarına vandalca saldırırken izlemek bende ağır bir bulantı duygusu yarattı. Ortaçağdan fırlayıp çıkmış bir linç çetesine benziyorlardı ve işin üzücü tarafı, aslında tam da öyle olmalarıydı.
Mülteciler, onların ilçesinde hoş karşılanmıyordu ve küçük bir olay, onlarca adamın uzun zamandır bastırdığı bir duygunun ortaya çıkmasının fitilini ateşlemişti; nefretlerinin…

İnsanca ve düzgün tepkiler, sosyal medyada yer buluyor ve yayılıyor çünkü, böyle tavırlar kendimizden ve başkalarından görmeyi beklediğimiz en son şeyler.

Uzunca bir zamandır seyahat ediyorum ve bu süreçte öğrendiğim önemli bir şey varsa o da, hangi ülkede doğup, büyümüş olursak olalım aslında hepimizin aynı olduğu. Hepimiz aynı gülüyoruz, aynı ağlıyoruz… Hayatta, mutlu ve sağlıklı yaşamak gibi temel isteklerimiz aynı. İçten bir gülümseme, her dilde aynı anlama geliyor ve aramızdaki engelleri kaldırabilmemin en önemli anahtarı…

Ne yazık ki, tüm hayatlarını kendi küçücük dünyalarında geçiren insanlar, bu basit gerçeğin farkında değiller. İşte bu yüzden insanca ve düzgün tepkiler, sosyal medyada karşılık buluyor ve yayılıyor çünkü, böyle tavırlar kendimizden ve başkalarından görmeyi beklediğimiz en son şeyler.

Anthony Leiris’in saldırganlara açık mektubu

Bu korku ve nefret çağında, düzgün kalabilmek karanlığa direnmenin en güçlü yollarından biri. Yalnızca var olarak, ortaya koyabileceğiniz bir duruş. 

İşte bu yüzden, Ian Grillot Kansas’taki barda, Hindistan vatandaşlarını vuran saldırgana müdahale ettikten sonra, hastanede verdiği röportajı gözyaşları içerisinde seyrettik. İşte bu yüzden, Avustralyalılar, Müslüman vatandaşları toplu taşıma araçlarında kendilerini güvende hissetsinler diye #Iwillridewithyou kampanyasını başlattıklarında, kalplerimiz sıcacık oldu. İşte bu yüzden, karısını korkunç Paris katliamında kaybeden Antoine Leiris, teröristlere “Nefretime sahip olamayacaksınız” isimli açık mektubunu yayınladığında, hepimizi derinden etkiledi ve yine işte bu yüzden, geçen hafta tüm dünya, Irkçı EDL liderine gülümseyerek kafa tutan genç Saffiyah Khan’ın fotoğrafını paylaştı.

Bu nefret ve korku çağında, düzgün bir tavır sergileyebilmek, karanlığa karşı direnmenin en güçlü yollarından biri. Yalnızca var olarak, ortaya koyabileceğiniz bir duruş. “Bu kitlesel deliliğin bir parçası olmayı reddediyorum. Korkmayı, nefret etmeyi reddediyorum. Yabancılara, benden farklı olanlara karşı kibar ve anlayışlı olmaya devam edeceğim. Ortak bir zeminde buluşma şansını aramakta ısrar edeceğim…” demek.

 Bu yazıyı her kim okuyor ise, ona sesleniyorum: Sığınmak için aydınlık bir yer aramayı bırak. Sen kendin, çok büyük bir ışık kaynağı olabilme potansiyeline sahipsin. Karanlıkla ancak böyle savaşabilirsin; aradığın aydınlığın ta kendisi olarak.

Güç, seninle olsun.

Takip etmek için:

 

Etiketler
2 Comments
  1. Cevapla

    Kardelen Berfin Kobyaoğlu

    17 Nisan 2017

    Selamlar, yazı çok ilham verici, elinize sağlık. Bazı yazım hataları (Mesela Avustralya’lılar değil, Avustralyalılar olacak), bu kadar güzel bir yazıya yakışmamış 🙂
    Onları da düzeltebilirseniz sonsuza dek arşivimizde saklarız.

    • Cevapla

      Şölen Yücel

      18 Nisan 2017

      Kardelen Hanım merhaba,
      uyarınız için çok teşekkürler. Hızlıca çevirip, sonra yeniden kontrol etmediğim için epey bir hata olmuş gerçekten de. Bana da yakışmaz bu kadar hatalı bir yazı yayınlamak 🙂 Okuduğunuz ve uyarma gereği hissettiğiniz için sağolun.

Yorum Yap